12 Eylül 2011 Pazartesi

Ağır Ceza Mahkemesine itiraz dilekçesi

3167 sayılı çek kanun'una göre hükme bağlanmış ve kesinleşmiş 5941 sayılı yeni çek yasası'na göre uyarlama yargılaması için Asliye Ceza Mahkemelerine Sunulan fakat uyarlama yargılaması red edilen mahkeme kararlarına karşı Ağır Ceza Mahkemesine yapılacak itiraz dilekçesidir.
http://im.haberturk.com/2011/07/15/648904_detay.jpg?1310753465
.....AĞIR CEZA MAHKEMESİ' NE
SUNULMAK ÜZERE
......ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE
(ŞEHİR)
ESAS NO :
KARAR NO :
İTİRAZ EDEN (Sanık) :
KONUSU : Asliye Ceza Mahkemesi’nin …/…/… tarihli, …/… Esas ve …/… Karar sayılı kararının itiraz yoluyla kaldırılması ve düzeltilerek karar verilmesi istemini içerir, itiraz dilekçesinin sunumudur
İZAHI:
..../..../.20.. tarihinde yukarıda numarası belirtilen dosyaya konu “karşılıksız çek keşide etme” suçundan adli para cezasına mahkum edildim.

Bu ceza verildikten sonra 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı “Çek Kanunu” ile 3167 sayılı “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” yürürlükten kaldırılmıştır. Dava konusu suçun unsurları ve yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2 ve 7.maddeleri de gözetilerek, hukuksal durumumun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesi gereklidir.

1- Hakkımda açılan dava 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkındaki Kanun hükmüne göre açılmıştır. Bu dönemde, TCK’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un Geçici 1 inci maddesi, ilk halinde 5 inci maddenin yürürlüğünü 31.12.2006’ya, daha sonra ise 31.12.2008’e ertelemiştir. Bununla ilgili olarak, "diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanır" hükmüne yer verilmiştir. Bu maddeden de anlaşıldığı üzere, TCK’nın genel hükümlerine aykırı olan özel ceza kanunlarının ilgili hükümleri, 31.12.2008’e kadar uyarlanmadıkları takdirde, kendiliğinden uygulanamaz hale gelecektir

3167 sayılı Kanun’un 16 ncı maddesi karşılıksız çek başlığını taşımaktadır. Böylelikle, bu kanunla bir suç ve ceza yaratılmıştır. Bahsedilen bu suçun ve cezasının TCK’nın genel hükümlerine aykırı olduğu tespit edilirse uygulaması mümkün olmayacak, bunun yerine TCK hükümlerinin uygulanması gerekecektir.

TCK objektif sorumluluğu kabul etmemektedir. Kusur çeşitleri ise, kast, taksir ve netice sebebiyle ağırlaşmış suçtur. Ceza hukukunda temel kusurluluk şekli kasttır. Diğer bir deyişle, kanunda aksi belirtilmediği sürece suçlar ancak kasten işlenebilmektedir. Bu durum TCK’nın 21 inci maddesinde de, "suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır" denmek suretiyle açıklanmıştır.

Netice itibariyle, objektif sorumluluğu öngören bir özel kanun, TCK’nın genel hükümlerine aykırılık teşkil edecektir. Karşılıksız çek keşide etme suçu bakımından ise objektif sorumluluk esası benimsenmiştir. Bu hem içtihat hem de doktrinde kabul edilmiştir. Nitekim 3167 sayılı Kanun’un 16 ncı maddesinin gerekçesinde de bu husus açıkça belirtilmiştir. Karşılıksız çek keşide etme suçunun failinin hareketi iradî olması gerekmekle birlikte, suçun oluşması için faildeki kastın, hesabında yeterli para bulunmamasını da kapsaması aranmamaktadır. Oysa ki, TCK’nın kusurluluk ile ilgili hükümlerine göre hareket edersek, ortada karşılıksız çek keşide etme suçunun var olduğunu söyleyebilmek için, failin kastının hesapta yeterli para bulunmamasını da kapsadığının ispat edilmesi gereklidir.

Netice olarak, TCK’nın genel hükümlerine göre hareket edildiği takdirde, failin kastının hesapta para olmamasını da kapsar nitelikte olduğu hallerde ancak ceza verilebilmesi, aksi durumda, sübjektif sorumluluk gereğince yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmadığının kabulü gerekir.
Bu ise, CMK’nın 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince hakkımda beraat kararı verilmesini gerektirmektedir.


2- Yeni Çek Kanunu’na göre sanığın usulüne uygun olarak yeniden duruşmaya çağrılması gereklidir. Aksine yokluğunda yargılama yapılarak hüküm kurulması savunma hakkının kısıtlanmasıdır. Anayasada savunma hakkı tereddüde yer vermeyecek şekilde düzenlenmiştir. Savunma hakkı Anayasanın 36. maddesinde, “hak arama hürriyeti” içinde, “Temel Haklar ve Ödevler” arasında; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde düzenlenmiştir. Kişinin savunma hakkının kısıtlanması Anayasa’ya aykırıdır. Yeni Çek Kanunu’na göre sanığın sorgusunun yapılmasında zorunluluk bulunmaktadır.

3- Yargıtay 10.Ceza Dairesi’nin 2009/15031 E. 2009/19857 K. sayılı kararında
20.12.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanunu ile 3167 sayılı “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” yürürlükten kaldırılmış, dava konusu suçun yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, hukuksal durumumun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde ve 5941 sayılı Kanun’da, 3167 sayılı Kanun’un aksine, 5271 sayılı CMK’nın 195. maddesinde yazılı açıklamanın yer aldığı davetiyenin tebliğ edilerek sanığın yokluğunda hüküm kurulmasının öngörülmemiş olması nedeniyle, sanığın sorgusunun yapılmasından sonra bir karar verilmesinde zorunluluk bulunması gerekmektedir” denilmektedir.

4- Yargıtay 10.C.D. sinin 11.01.2011 Tarih 2010/5764 Esas 2011/235 Karar sayılı içtihatında "suç konusu çekin ibrazı anında çek hesabında bulunan ve muhatap bankanın o tarih itibarıyla ödemekle yükümlü bulunduğu miktarın düşüldükten sonra karşılıksız kalan miktar üzerinden hüküm kurulması Gerekirken, Yasaya aykırı şekilde hüküm kurulması nedeniyle mahkeme kararını bozma sebebi saymıştır. Mahkemenizce tarafıma verilen çek tutarı kadar Adli Para cezasının, çek ibraz tarihinde çek hesabımda bulunan miktar ve bankanın ödemekle yükümlü olduğu tutar düşülerek yeniden belirlenmesi gerekmektedir.

5-Yargıtay 10.C.D. sinin 11.01.2011 Tarih 2009/12640 Esas 2011/241 Karar sayılı içtihatında" şikayetçinin ibraz eden konumta olup olmadığının, buna bağlı olarak şikayet hakkının bulunup bulunmadığının saptanması sonuca göre sanığın hukuki durumunun saptanması gerekirken mahkumiyet hükmü kurulması gerekçesiyle sanığın temyiz itirazını yerinde görerek kararı bozmuştur. Bu gerekçeyle, şikayetçinin, çeki bankaya ibraz eden ve karşılıksızdır işlemine tabii tutan kişi olup olmadığının ve şikayetçi hakkının bulunup bulunmadığının saptanması gerekmektedir.

6- 594l sayılı yasada 3167 sayılı yasaya göre verilen hükümlerin uyarlamasıyla ilgili düzenleme bulunmaması nedeniyle CMK.da.yazılı yasa yollarının uygulanması gerektiği gözetilerek hükmün 5941 sayılı yasaya göre uyarlanması talebi sonucunda verilen kararın mahkeme kararı niteliğinde olması nedeniyle esas hükümle birlikte temyiz davasının konusunu oluşturduğunun dikkate alınması gerekmektedir

TALEP:
Yukarıda sunulan ve resen tespit edilecek sair nedenlerle dosya içeriğine, Usule, Yasa' ya aykırı anılan Mahkeme kararının itirazen kaldırılmasını ve düzeltilerek karar verilmesini, talep ederiz.
.../.../..
Sanık:......

Adalet Bakanlığı'na itiraz Dilelçesi Yazma

http://www.okumagrubu.com/upload/resimler/haber/jhfhs.jpg
cekhaberi

Asliye Ceza Mahkemesince red edilen, Ağır Ceza mahkemesi'ne Yapılan İtiraz başvurusuda Ağır Ceza mahkemesince red edilen, Uyarlama talepleri için Adalet bakanlığına Kanun yararına bozma talep dilekçesidir
Adalet Bakanlığı'na itiraz başvurusu Mahkemenin bulunduğu ildeki Cumhuriyet Başsavcılığına yapılacaktır.(

...... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

DOSYA NO :
İTİRAZ EDEN
K.H.
SUÇ:Karşılıksız çek keşide etme
EK KARAR TARİHİ:..
TALEP KONUSU
:Sayın Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararının kaldırılması için uyarlama talebi sonucunda verilen karar temyize tabi bulunduğundan dosyanın kanun yararına bozma amaçlı Adalet bakanlığı'na gönderilmesine karar verilmesi talebidir.



İZAHI : yukarıda numarası belirtilen dosyaya konu “karşılıksız çek keşide etme” suçundan adli para cezasına mahkum edildim. Bu ceza verildikten sonra 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı “Çek Kanunu” ile 3167 sayılı “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” yürürlükten kaldırılmıştır. Dava konusu suçun unsurları ve yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2 ve 7.maddeleri de gözetilerek, hukuksal durumumun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesi gerektiği için tarafımızca tekrar uyarlama talebiyle sayın . Asliye Ceza Mahkemesi’ne başvurulmuştur. Ancak sayın Mahkeme uyarlama talebimizi reddetmiş ve temyiz yolu açık olarak karar vermesi gerekirken itiraz yolunun açık olduğunu kararında belirtmiştir. Yapılan itiraz başvurumuz ise .. Ağır Ceza Mahkemesince red edilmiştir.

1.Yeni Çek Kanunu’na göre sanığın usulüne uygun olarak yeniden duruşmaya çağrılması gereklidir. Aksine yokluğunda yargılama yapılarak hüküm kurulması savunma hakkının kısıtlanmasıdır. Savunma hakkı Anayasanın 36. maddesinde, “hak arama hürriyeti” içinde, “Temel Haklar ve Ödevler” arasında; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde düzenlenmiştir. Kişinin savunma hakkının kısıtlanması Anayasa’ya aykırı olup 5941 sayılı Çek Kanunu’na göre sanığın sorgusunun yapılmasında zorunluluk bulunmaktadır. Nitekim Yargıtay 3.Ceza Dairesi’nin 2007/10866 E. 2008/1498 K. Sayılı kararında ’’5252 sayılı kanunun 9/3. maddesine göre, önceki yasa ile sonraki yasanın tüm hükümlerinin somut olaya uygulamasının ayrı ayrı yapılması ve oluşacak sonuca göre lehe yasanın belirlenmesi gerekir’’ denilmektedir.

2,5941 sayılı Çek Kanunu ile 3167 sayılı “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” yürürlükten kaldırılmış, dava konusu suçun yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, sanığın hukuksal durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde ve sanığın yokluğunda hüküm kurulmasının öngörülmemiş olması nedeniyle, sanığın sorgusunun yapılmasından sonra bir karar verilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.

3,Hangi kararların hangi yasa yoluna tabi olduğunun CMK’da ve özel kanunlarda tespit edildiği, CMK’nın 267/1 maddesi gereğince hakim kararı ile kanunun gösterdiği hallerde mahkeme kararları aleyhine karşı itiraz yoluna gidilebileceği, bir cezanın infazı sırasında infaz hukuku ile ilgili kararlarında itiraz yasa yoluna tabidir.

5941 sayılı yasada 3167 sayılı yasaya göre verilen hükümlerin uyarlanmasıyla ilgili düzenleme bulunmaması nedeniyle bu tür talepler nedeniyle yapılacak başvurular için genel kanun olan CMK’da yazılı yasa yollarının uygulanması gerektiği, bu nedenle hükmün 5941 sayılı yasaya göre uyarlanması talebi sonucunda verilen kararın, infaza ilişkin olmaması ve mahkeme kararı niteliğinde olması nedeniyle itiraz yasa yolu ile denetlenemez. Kovuşturma sırasındaki usul kurallarına aykırılık esas hükümle birlikte temyiz davasının konusunu oluşturur. Bu nedenle sayın Asliye Ceza Mahkemesinin kararı hatalı olup kaldırılması gereklidir. Ayrıca sayın Mahkeme temyiz yolu değil itiraz yolu açık olarak karar verdiği için tarafımızca sayın Mahkemenize müracaat edilmiştir. Ancak hatalı yasa yolu başvurusunun başvuranın hakkını ortadan kaldırmayacağı kuralı nazara alınarak bu başvurumuzun kanun yararına bozma amaçlı Adalet Bakanlığına gönderilip değerlendirilmesini talep etmekteyiz.

NETİCE VE TALEP :Yukarıda arz olunan nedenlerle:
Hatalı yasa yolu başvurusunun başvuranın hakkını ortadan kaldırmayacağı kuralı nazara alınarak Mahkeme kararının kanun yararına bozma Talebi ile Adalet Bakanlığına gönderilmesini saygıyla, arz ve talep ederim.
Ad Soyad

Şİrket Ortağı Olmayan Müdür İçin Savunma (Çek Davası

 Olmayan Şirket Müdürleri için Dilekçe Örneği 

http://www.ekocozum.com/blog/wp-content/uploads/2010/09/014.gif

Karşılıksız çek davası açılmış



olmayan şirket müdürleri(Dışardan atanmış)için itiraz savunma dilekçe örneği. Dışardan atanmış şirket müdürleri mahkemelere bu dilekçe örneği ile müraacat edebilirler.

.....ASLİYE CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
......
ESAS NO : 200. /...
KARAR NO : 200. /...
SANIK :
TALEP : CMK 226 maddesi doğrultusunda yeniden yargılanma istemidir.
KONU : 200./.. nolu dosya kapsamında hakkımda şirket müdürü sıfatıyla karşılıksız çek keşide etmek suçundan 3167 sayılı kanunun 16/1 maddesine göre adli para cezasıyla cezalandırılmama karar verilmiştir../
5941 sayılı Çek Kanunu 20.12.2009 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve 3167 sayılı kanunu yürürlükten kaldırmıştır.
3167 sayılı Kanun 16/1. maddesinde çekin üzerinde yazılı keşide tarihinden önce veya süresi içinde ibraz edildiği halde yeterli karşılığı bulunmaması nedeniyle kısmen de olsa ödenmeyen çeki keşide eden hesap sahiplerinin veya yetkili temsilcilerinin çek bedeli tutarında adlî para ceza ile cezalandırılacağı öngörülmekteydi. Bu maddeden anlaşılacağı üzere 3167 sayılı Kanunda karşılıksız çek keşide etmek ve lehine karşılıksız çek keşide edilmek suç olarak tanımlanmıştı.
5941 sayılı Kanunda ise, Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.(ÇK, m.5/1) şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Bu madde uyarınca, çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibraz edildiğinde, çekin karşılığını ilgili banka hesabında tam olarak bulundurmamak suç olarak tanımlanmaktadır.

3167 sayılı Kanundan farklı olarak, 5941 sayılı Kanunun 5/1. maddesinde tanımlanan suç, karşılıksız çek keşide etme suçu olarak da ifade edilemez. Çünkü burada, karşılıksızdır işlemine tabi tutulan çekin düzenlenmesi değil, düzenlenen çekin kanunî ibraz süresi içinde ibraz edildiğinde, karşılığının ilgili banka hesabında tam olarak bulundurulmaması suç olarak tanımlanmıştır.

Bu fiilin muhataplarının ise, 5941 sayılı yeni çek Kanunu madde 5/2 hükmünde, çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması hâlinde, bu tüzel kişinin malî işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan tüm gerçek kişi veya kişilerin çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olduğu ifade edilmiştir. O hâlde, TTK’nın 541. maddesindeki düzenlemeden yola çıkılarak, münferiden çek imzalamaya dahi yetkili kılınmış olsa, dışarıdan temsilci veya vekil olarak atanan kişinin/ kişilerin şirketin organı sıfatını haiz olacağı sonucuna ulaşılması mümkün değildir. Yasa koyucu; 5941 sayılı yeni çek Kanunu hazırlanış gerekçesinde de bu yasayla,şirketin aktif ve pasifinden sorumlu olmayan, fakat çalışan, çaycı, muhasebeci gibi ücretli kişilerin, dışardan müdür olarak atanıp ceza alırken, şirketin esas sorumlularını cezai sorumluluktan kurtulmalarının önüne geçildiğini ifade etmiştir. yasanın lafzından da yasakoyucunun iradesinin kanun metnine yansıdığı görülmektedir.

Limitet





tlerde temsil yetkisi, her ortak için bir hak ve yükümlülük olarak düzenlenmiştir, aksi kararlaştırılmış olmadıkça limitet şirketlerde temsil yetkisi bütün ortaklara aittir (TTK m. 540/1 ). Şirketin yönetim organını oluşturan bu ortakların her biri müdür sıfatını haizdir ve diğerinin onayını almadan çek düzenleme yetkisine sahiptir.

Limitet şirkette ortaklar kurulu, kanundaki deyimle ortaklar genel kurulu, bütün ortaklardan oluşan temel karar organıdır. Ortak, sermaye payına sahip olan kişilere denir, zikredilen maddede geçen ortaklar ibaresi ile kastedilen, limitet şirketin kurucu (kuruluşu sırasındaki) ortaklarıdır. Bu sebeple, ortaklık payının devri veya başka bir surette şirkete sonradan giren ortaklar, ayrıca verilmiş bir ortaklar genel kurul kararı bulunmadıkça temsil yetkisine sahip olamazlar (TTK m. 540/3).
Şirket müdürü olan sanığın yetkisi devam ederken boş olarak imzaladığı, ancak yetkisi bittikten sonra doldurulan çekten sorumluluğu yoktur.
Bununla birlikte, limitet şirketin ana sözleşmesi veya ortaklar genel kurul kararıyla temsil yetkisinin ortaklardan sadece birine veya birkaçına verilmesi yahut ana sözleşme ile tüm ortaklara şirketin işletme konusu çerçevesinde birlikte hareket etme zorunluluğu da getirilebilir (TTK m. 540).

Aynı şekilde şirket ana sözleşmesi ya da ortaklar genel kurulu kararı ile ticarî temsilci atanması da mümkündür (TTK m. 540/2). Hatta kollektif ve anonim şirketlerden farklı olarak, limitet şirketlerde şirket ana sözleşmesi veya ortaklar genel kurulu kararıyla münferit imza yetkisi tanınmak suretiyle temsil yetkisinin tamamının ortak olmayan üçüncü kişilere bırakılması da olanaklıdır. Bu durumda, ticarî mümessiller bakımından da ortak olan müdürler hakkındaki hükümler uygulama alanı bulur (TTK m. 541 ). Bununla birlikte, her müdür, bunları azletme yetkisine sahiptir. Eğer çift veya daha çok imza ile (birlikte) temsil söz konusu ise, yalnız bir kişi tarafından imzalanan çekten ötürü şirket sorumlu tutulamaz. İdare yetkisinin bırakıldığı ortak olmayan müdürler (ticarî mümessil) birden çok kişi ise, aksi ana sözleşmede kararlaştırılmadığı sürece bu kişilerden ikisinin imzası yeterlidir (TTK m. 541, m. 542 del. 321/3).

Ana sözleşmede aksine bir düzenleme bulunmadıkça, ortaklar genel kurulu kararı ile limitet şirketlerin temsili için, ticarî mümessil tayin edilebileceği gibi, bütün işletmeyi idare etmek üzere ticarî vekil de atanabilir (TTK m. 545).
Bu durumda, ticarî mümessil şirket adına çek hesabı açtırmak ve çek düzenleyebilmek için özel izne gerek duymazken (BK. m. 450); ticarî vekilin bu işlemleri yapabilmesi özel olarak yetkilendirilmiş olmasına bağlıdır (BK m. 453/2).

Şirketin ortağı ve dolayısıyla organı olmayan (yani dışarıdan) kişilerin ticarî temsilci veya ticarî vekil olarak atanmaları durumunda, bu kişilerce şirket adına keşide edilen çekin karşılıksızdır işlemine tabi tutulması hâlinde, m. 5/1’de tanımlanan suçun faili şirketin yönetim organını oluşturan ortaklar olacaktır. Zira 5941 sayılı yeni çek Kanunu madde 5/2 hükmünde, çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması hâlinde, bu tüzel kişinin malî işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan tüm gerçek kişi veya kişilerin çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olduğu ifade edilmiştir. O hâlde, TTK’nın 541. maddesindeki düzenlemeden yola çıkılarak, münferiden çek imzalamaya dahi yetkili kılınmış olsa, dışarıdan temsilci veya vekil olarak atanan kişinin/ kişilerin şirketin organı sıfatını haiz olacağı sonucuna ulaşılması mümkün değildir.

TTK’nın 541. maddesi, yalnızca şirketin işlerinin idaresindeki işleyiş açısından dışarıdan atanan temsilci veya vekillere ortak olan müdürlere ait hükümlerin tatbik olunacağına ilişkin temsil kolaylığı getiren bir atıf hükmü içermekte; bunun sonucu olarak şirketin yönetim organını tüm ortakların oluşturduğu kuralını ortadan kaldırmamaktadır. Bir başka anlatımla ortaklardan seçilen müdürler organ sıfatını taşıdıkları hâlde, ortak olmayan müdürler organ değil, sadece ticarî mümessil veya vekil niteliğindedir. Kanun koyucunun 5941 sayılı Çek Kanunu madde 5/2’de suçun failine ilişkin olarak va’zettiği hükmün temel amacı ise, esasen şirket ortaklarının cezaî sorumluluktan kurtulmalarının önüne geçmektir.

Bu düzenleme ile cezaî sorumluluk limitet şirketin organı sıfatını taşıyan kişilere terettüp ettirilmiştir; zikredilen sıfatı taşımayan temsilci veya vekiller bu kapsamda görülmemiştir. Dolayısıyla limitet şirketi temsilen dışarıdan atanan bir kişinin organ sıfatını taşıdığı ve bunun sonucu olarak çekin karşılığını hesapta bulundurmakla yükümlü olduğu, bu nedenle söz konusu kişinin ortak olup olmadığı araştırılmaksızın cezaî sorumluluğunun bulunduğunun kabulü imkân dışıdır.

Limitet şirket adına ticarî temsilci veya ticarî vekil sıfatıyla karşılıksız çek düzenleyen kişinin, madde 5/2 hükmüne göre çekin karşılığını hesapta bulundurmakla yükümlü olan kişilerle birlikte diğer koşulları da gerçekleşmişse TCK’nın iştirake ilişkin hükümlerine göre ceza sorumluluğu cihetine gidilmesi gerekir. Bu koşulların gerçekleşmemesi durumunda ise, temsilci veya vekil hakkında yalnızca çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verilmesi olanaklıdır. Zira kanunkoyucu bu düzenlemesiyle hesap sahibi tüzel kişinin suçun faili kabul edilmeyen temsilcisi veya vekili açısından, genel anlamda cezalandırma alanını genişleten iştirak kurallarının uygulanırlığını daraltma (sınırlandırma) cihetine gitmiştir.
Temsile veya vekâlete yetkili kılınan kişiye limitet şirketi temsilen veya vekâleten çek düzenlemesi için vekil tayini yetkisi verilmiş ise, bu kişinin temsil veya vekâlet yetkisini başkasına devretmesi mümkündür. Deyim yerinde ise temsilcinin temsili veya vekilin vekilliği devrettiği kişinin bir gerçek kişiyi değil çek hesabı sahibi tüzel kişiyi temsil ettiği, tüzel kişi adına işlem tesis ettiği bu durumda tüzel kişi adına düzenlenen çekin karşılığını üzerindeki ibraz tarihi itibarıyla hesapta bulundurmakla yükümlü olan kişi veya kişiler, 5941 sayılı Çek Kanunu madde 5/2 hükmüne göre belirlenir.

Tüzel Kişiler Adına Hareket Eden Gerçek Kişilerin Cezaî Sorumluluğu
Uygulamada genellikle tüzel kişilere ait hesaptan çıkan çeklerin genel müdürler, genel müdür yardımcıları, müdürler ve şefler tarafından imzalandığı; tüzel kişi (çoğunlukla ticaret şirketi) ile bağlarını koparmış olmalarına rağmen karşılıksız çek (düzenleme) suçundan ötürü bu kişilerin fail olarak cezalandırılması cihetine gidildiği bilinen bir gerçektir. İmzayı atanın bu mutlak sorumluluğu, tüzel kişi yöneticilerinin çekin karşılığını hesapta bulundurma hususunda ihmalkâr davranmalarına neden olmaktaydı. 5941 sayılı Çek Kanunu madde 5/1’de bu adaletsiz sonuçları önleme amacıyla karşılıksız çek suçu tarif edilirken karşılıksızdır işlemine sebebiyet verme kavramı tercih edilmiştir. Deyim yerinde ise, kanunkoyucu madem çek hesabı sahibi tüzel kişidir, o hâlde çek bedelini sağlamaktan tüzel kişinin yönetim organı sorumlu tutulmalıdır düşüncesinden hareketle bu sistemi getirmiştir. Nitekim m. 2/8’de tüzel kişi adına çek düzenleyen kişinin adı ve soyadının çekin üzerinde açıkça yazılmasının öngörülmesi de bu amaca hizmet etmek içindir.

Ayrıca m. 5/2 hükmünde, tüzel kişilerin, bir yönetim organı üyesini tüzel kişinin malî işlerini yürütmekle görevlendirebileceğine işaret edilmiştir.

Söz konusu kişinin bir yönetim kurulu kararıyla belirlenmesi ve bu kararın TTK m. 323uyarınca tescil ettirilmesi zorunludur. Çünkü yetkili kılınan kişi, çek bedelinin sağlanması (hesapta bulundurulması) konusunda TTK m. 323 anlamında şirketi temsile yetkili kişi sıfatı elde etmektedir. Yetkili kişinin örtülü (zımnî) bir şekilde belirlenmiş olması yeterli görülemez ve çıkarsama (istidlâl) yoluyla kişinin yetkili olduğu sonucuna varılamaz. Bunun neticesi olarak, tescilin bulunmadığı hâllerde tüm yönetim organı çek bedelini hesapta bulundurmakla yükümlü tutulur.

Malî işlerden sorumlu kişinin (eski deyimle murahhas üye) yönetim organının üyesi olması şarttır. Bu sebeple şirket ortağı olmayan genel müdür, malî işlerden sorumlu müdür yardımcısı, malî işler müdürü veya başka bir tüzel kişi çalışanı prensip olarak karşılıksızdır işlemine sebebiyet veren kişi olamaz. Çünkü söz konusu kişinin çekin karşılığını hesapta bulundurma (sağlama) yükümlülüğüne bir kişinin veya kurulun onayına gereksinim duymadan, yani bağımsız olarak sahip olması gerekir.
Yönetim organı üyelerinden bir veya bir kaçı malî işleri yürütmekle görevlendirilmemişlerse, yönetim organını oluşturan tüm kişiler çekin bedelinin hesapta hazır bulundurmakla yükümlüdür ve dolayısıyla suçun faili kabul edilir. Bunun yanı sıra, çekin bedelini hesapta bulundurması gereken kişi, çekin düzenlendiği tarihteki yönetim organı değil, karşılıksızdır işleminin yapılacağı tarihteki yönetim organıdır. Deyim yerinde ise, bu bakımdan suç bir organ (kurul) suçu olarak kabul edilmiştir. Yönetim organı ibaresinden anlaşılması gereken kanunî organdır.

Buna karşın, 3167 sayılı Çek Kanunun 16. maddesinde tanımlanan suçtan ötürü cezaî sorumluluk yönünden, çeki keşide eden ibaresi zikredilmiş olduğundan, karşılıksız çıkan çek ileri tarihli olarak düzenlense bile, fiili keşide tarihinde şirketin yönetim organı kimlerden oluşuyorsa onlar cezaen sorumlu tutulmaktaydı. Bu durum da, örneğin bir çek ileri tarihli olarak düzenlendiğinde, yönetim organının değişmesi neticesinde çeki düzenleyenin organ ile bağını kesmesi hâlinde, gelen yönetim organının sorumluluğunun da bulunmamasının verdiği rahatlıkla ve çeşitli saiklarla bankada karşılığını bulundurmamak söz konusu olabilmekteydi.

Yeni Çek Kanununun kanun koyucusu, bahse konu tehlikelerin önüne geçmek üzere madde 5 hükmünü kaleme almıştır.
Fiilî organın Yeni Çek Kanunu madde 5/1’de düzenlenen suçtan ötürü ilke olarak fail kabul edilip cezalandırılması cihetine gidilemez. Zira maddede açıkça tüzel kişinin malî işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişilerin, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. Görüldüğü üzere, kanunkoyucu bu düzenlemede fiilî değil, seçilmiş yönetim kurulu üyelerini suçun faili olarak kabul etmiştir. Aksine görüş, kanunîlik ilkesine ters düşeceği gibi, kıyas yasağı kuralı ile de bağdaşmayacaktır.Bu nedenle üzerime atılı suçtan dolayı beraatimi talep etmekteyim.

İLGİLİ KANUN MADDELERİ
TÜRK CEZA KANUNU 5237
Suçta ve cezada kanunîlik ilkesi
MADDE 2. - (1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.
5/1 maddesi Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.
Ve yine aynı kanunun 7. Maddesinde ise:
(1) İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanunî neticeleri kendiliğinden kalkar.

(2) Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.

(3) (Değişik fıkra: 29/06/2005-5377 S.K./2.mad) Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır. denilmektedir.

NETİCE ve TALEP:
lehime olan kanun dikkate alınıp Uyarlanarak dosya tetkikiyle 5941 sayılı yasanın 5/1 fıkrası uyarınca hüküm kurulmasını ve tarafıma verilen cezanın / hakkımda açılmış davaların kaldırılmasını saygılarımla arz ederim. .

Karşılıksız çek keşide etmek

 https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiLwgp-Rs8iY0ihSEJldMarWEntR_TwA0rnVebl_8Z92Pkza3qOaDxp704xamwY37PHfKKHZ2EAAA6zeFR4h-ziDiUhYHS9qmUWBspIiyfcWKPvnKifuXL47ht86IV0-_ExQN_iEHFgA-RB/s320/%C3%A7ek-magdurlar%C4%B1.jpg
..... ASLİYE CEZA MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’NE
ŞEHİR
DOSYA NO:......
KARAR NO:.....
UYARLAMA TALEP EDEN/
SANIK :
VEKİLİ:  Av.Ertuğrul Kıvanç Koç.
              Tepebağ Mah. İnönü Cad. 27044 sok. Özyiğit İşhanı. K.1 N.1 01010
                                                                                              Seyhan/ADANA
DAVACI: K.H.
KATILAN:
VEKİLİ:
SUÇ:Karşılıksız çek keşide etmek
KARAR TARİHİ:17.11.2006
TALEP KONUSU:Uyarlama yargılaması yapılarak lehe kanunun uygulanması ve hükmün infazının durdurulması talebidir.

İZAHI:
1,Müvekkil hakkında mahkemece verilen karar açık değildir. Müvekkil nereye başvuracağını bilmediği için temyiz hakkını kullanamamıştır ki bu durumda savunma hakkının kısıtlanması söz konusudur. Savunma hakkı Anayasanın 36. maddesinde, Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir şeklinde düzenlenmiştir. Savunma hakkı, hak arama özgürlüğü kapsamında, anayasal güvence altında olan bir temel haktır(Ay m.36). 5271 sayılı CYY’nın 40. maddesinin 1. fıkrasında, kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişinin, eski hale getirme isteminde bulunabileceği, 2. fıkrasında ise, yasa yoluna başvuru hakkının kendisine bildirilmemesi halinde, kişinin kusursuz sayılacağı açıkça belirtilmiştir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 30.01.2007 gün ve 9-18 sayılı kararında, yukarıda belirtilen hükümlerle birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil Yargılanma Hakkını” düzenleyen 6. maddesi ile bu hakkın kapsamına yeni bir yorum getiren Sözleşmeye Ek 7 Nolu Protokolün 2. maddesine de dayanılarak yasa yoluna başvuru şeklinin gösterilmemiş olması açıkça eski hale getirme nedeni olarak kabul edilmiştir.
2-Anılan hükümlerden, hak sahibi olanlar bakımından hüküm ve kararlarda yasa yolu bildiriminin; yasa yolu, mercii, şekli ve süresini de kapsayacak şekilde açıkça anlaşılabilir nitelikte olması, keza her türlü yanıltıcı ifadeden uzak bulunması gerektiği hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın ortaya çıkmaktadır.

3,Bunun yanı sıra 5252 sayılı TCK YUŞHK’un 9. maddesi, lehe kanunun belirlenmesinde en önemli düzenlemedir. Kanunun 9/3 maddesine göre, lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir. Maddede ayrım yapılmaksızın “önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri”nden bahsedildiğine göre lehe kanunun tespitinde “önceki kanunlar” ve “sonraki kanunlar” blok olarak karşılaştırılacaktır. Başka bir deyişle sadece ceza açısından değil cezanın infazı açısından da kanunlar arasında karşılaştırma yapmak gerekecektir. Doktrin ve yargı kararları da aynı görüşe işaret etmektedir. Nitekim 5237 sayılı TCK’nin 7/3 maddesi, erteleme, koşullu salıverme ve tekerrürü derhal uygulama kuralı dışında tutarak, lehe kanun uygulanmasında göz önüne alınması gereken bir düzenleme olarak belirlemiştir.

4,Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık hakkında hüküm kurulurken belirlenecek cezanın tayininde çekin üzerinde yazılı meblağ değil, karşılıksız kalan kısım üzerinden ceza tayini gerekir. Gerek 3167 sayılı çek kanunu, gerekse 5941 sayılı çek kanununa göre bankaların her çek yaprağı için ödemesi gereken meblağ düştükten sonra kalan miktar üzerinden hesaplama yapılarak ceza tayini gerekirken çek üzerinde yazılı meblağ kadar yani FAZLA CEZA TAYİNİ de yasaya aykırıdır.

5,Ayıca ‘’5838 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 18. maddesiyle 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanuna eklenen geçici 2. maddesinde yer alan; “31.12.2009 tarihine kadar, üzerinde yazılı keşide tarihinden önce çekin ödenmek için muhatap bankaya ibrazı geçersizdir.”şeklindeki düzenlemeye göre, anılan Kanun’un Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe girdiği 28.02.2009 tarihinden 31,12.2009 tarihine kadar ileri tarihli çeklerin, üzerinde yazan keşide tarihinden önce bankaya ibraz edilmesi halinde karşılıksız çek keşide etmek suçu oluşmayacağından bahsedilmiştir. Buna rağmen sayın mahkememiz nezdindeki davada müşteki dava konusu çekleri keşide tarihinden önce ibraz etmiştir ki bu durum da yasaya aykırıdır.

NETİCE VE TALEP :Yukarıda arz olunan nedenlerle:
1,Kesinleşen kararın infazına geçilmesi müvekkilim açısından büyük sakıncalar doğuracak nitelikte bulunduğundan kararın infazının tedbiren durdurulmasına,

2,01.01.2009 tarihinden itibaren özel ceza kanunları bakımından da uygulanması gereken TCK genel hükümleri karşısında uygulama imkanı kalmayan 3167 sayılı kanuna göre karşılıksız çek keşide etme suçundan verilen adli para cezaları, oluşan yasal boşluk sebebi ile ‘’kanunsuz suç ve ceza olmaz’’ prensibi gereğince hükümsüz kalmış ve yasal boşluğunun zaman sınırı olarak belirlenmiş bulunan 20.12.2009 tarihine kadar işlenen karşılıksız çek kalmamış iş bu davanın bütün sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmasını,

3,Bu değerlendirmenin dikkate alınmaması halinde, uyarlama talebimizin kabulüyle dosyanın yeniden ele alınmasına ve 5941 sayılı Yeni Çek Kanunu’nun yukarıda açıklanan maddelerinin 5237 sayılı TCK 7. ve 5252 sayılı kanunun 9. maddeleri uyarınca müvekkil lehine olan hükümlerinin uygulanarak,
i)kusur(kasıt veya taksir) aranmaksızın görülen davanın, yeni kanunun getirdiği kusur sorumluluğu esasına göre yeniden görülmesi,
ii)çek bedeli kadar adli para cezası yerine gün/para esasına göre ceza tayin edilerek lehe olan hafifletici hükümlerin ve ödeme kolaylıklarının dikkate alınmasını,
iii)5941 sayılı Yeni Çek Kanunu’nun 1. madde 2. fıkrasında yer alan ‘’bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler uygulanır” hükmünün bu davada da uygulanmasının sağlanmasını ve neticeten müvekkil hakkında verilen ceza hükmünün infazının durdurularak müvekkilin durumunun 5237 sayılı kanun hükümlerine göre yeniden değerlendirilip bir karar verilmesini,saygıyla bilvekale arz ve talep ederim.09.03.2011
Hükümlü vekili
Av. Ertuğrul Kıvanç Koç

Yasa Yoluna İtiraz

Yasa yolu itiraz örnek dilekçe 

http://www.engelliler.net/wp-content/uploads/yasa.jpg

..... ASLİYE CEZA MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’NE
ŞEHİR
DOSYA NO:......
KARAR NO:.....
UYARLAMA TALEP EDEN/
SANIK :
VEKİLİ:  Av.Ertuğrul Kıvanç Koç.
              Tepebağ Mah. İnönü Cad. 27044 sok. Özyiğit İşhanı. K.1 N.1 01010
                                                                                              Seyhan/ADANA
DAVACI: K.H.
KATILAN:
VEKİLİ:
SUÇ:Karşılıksız çek keşide etmek
KARAR TARİHİ:17.11.2006
TALEP KONUSU:Uyarlama yargılaması yapılarak lehe kanunun uygulanması ve hükmün infazının durdurulması talebidir.

İZAHI:
1,Müvekkil hakkında mahkemece verilen karar açık değildir. Müvekkil nereye başvuracağını bilmediği için temyiz hakkını kullanamamıştır ki bu durumda savunma hakkının kısıtlanması söz konusudur. Savunma hakkı Anayasanın 36. maddesinde, Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir şeklinde düzenlenmiştir. Savunma hakkı, hak arama özgürlüğü kapsamında, anayasal güvence altında olan bir temel haktır(Ay m.36). 5271 sayılı CYY’nın 40. maddesinin 1. fıkrasında, kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişinin, eski hale getirme isteminde bulunabileceği, 2. fıkrasında ise, yasa yoluna başvuru hakkının kendisine bildirilmemesi halinde, kişinin kusursuz sayılacağı açıkça belirtilmiştir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 30.01.2007 gün ve 9-18 sayılı kararında, yukarıda belirtilen hükümlerle birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil Yargılanma Hakkını” düzenleyen 6. maddesi ile bu hakkın kapsamına yeni bir yorum getiren Sözleşmeye Ek 7 Nolu Protokolün 2. maddesine de dayanılarak yasa yoluna başvuru şeklinin gösterilmemiş olması açıkça eski hale getirme nedeni olarak kabul edilmiştir.
2-Anılan hükümlerden, hak sahibi olanlar bakımından hüküm ve kararlarda yasa yolu bildiriminin; yasa yolu, mercii, şekli ve süresini de kapsayacak şekilde açıkça anlaşılabilir nitelikte olması, keza her türlü yanıltıcı ifadeden uzak bulunması gerektiği hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın ortaya çıkmaktadır.

3,Bunun yanı sıra 5252 sayılı TCK YUŞHK’un 9. maddesi, lehe kanunun belirlenmesinde en önemli düzenlemedir. Kanunun 9/3 maddesine göre, lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir. Maddede ayrım yapılmaksızın “önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri”nden bahsedildiğine göre lehe kanunun tespitinde “önceki kanunlar” ve “sonraki kanunlar” blok olarak karşılaştırılacaktır. Başka bir deyişle sadece ceza açısından değil cezanın infazı açısından da kanunlar arasında karşılaştırma yapmak gerekecektir. Doktrin ve yargı kararları da aynı görüşe işaret etmektedir. Nitekim 5237 sayılı TCK’nin 7/3 maddesi, erteleme, koşullu salıverme ve tekerrürü derhal uygulama kuralı dışında tutarak, lehe kanun uygulanmasında göz önüne alınması gereken bir düzenleme olarak belirlemiştir.

4,Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık hakkında hüküm kurulurken belirlenecek cezanın tayininde çekin üzerinde yazılı meblağ değil, karşılıksız kalan kısım üzerinden ceza tayini gerekir. Gerek 3167 sayılı çek kanunu, gerekse 5941 sayılı çek kanununa göre bankaların her çek yaprağı için ödemesi gereken meblağ düştükten sonra kalan miktar üzerinden hesaplama yapılarak ceza tayini gerekirken çek üzerinde yazılı meblağ kadar yani FAZLA CEZA TAYİNİ de yasaya aykırıdır.

5,Ayıca ‘’5838 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 18. maddesiyle 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanuna eklenen geçici 2. maddesinde yer alan; “31.12.2009 tarihine kadar, üzerinde yazılı keşide tarihinden önce çekin ödenmek için muhatap bankaya ibrazı geçersizdir.”şeklindeki düzenlemeye göre, anılan Kanun’un Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe girdiği 28.02.2009 tarihinden 31,12.2009 tarihine kadar ileri tarihli çeklerin, üzerinde yazan keşide tarihinden önce bankaya ibraz edilmesi halinde karşılıksız çek keşide etmek suçu oluşmayacağından bahsedilmiştir. Buna rağmen sayın mahkememiz nezdindeki davada müşteki dava konusu çekleri keşide tarihinden önce ibraz etmiştir ki bu durum da yasaya aykırıdır.

NETİCE VE TALEP :Yukarıda arz olunan nedenlerle:
1,Kesinleşen kararın infazına geçilmesi müvekkilim açısından büyük sakıncalar doğuracak nitelikte bulunduğundan kararın infazının tedbiren durdurulmasına,

2,01.01.2009 tarihinden itibaren özel ceza kanunları bakımından da uygulanması gereken TCK genel hükümleri karşısında uygulama imkanı kalmayan 3167 sayılı kanuna göre karşılıksız çek keşide etme suçundan verilen adli para cezaları, oluşan yasal boşluk sebebi ile ‘’kanunsuz suç ve ceza olmaz’’ prensibi gereğince hükümsüz kalmış ve yasal boşluğunun zaman sınırı olarak belirlenmiş bulunan 20.12.2009 tarihine kadar işlenen karşılıksız çek kalmamış iş bu davanın bütün sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmasını,

3,Bu değerlendirmenin dikkate alınmaması halinde, uyarlama talebimizin kabulüyle dosyanın yeniden ele alınmasına ve 5941 sayılı Yeni Çek Kanunu’nun yukarıda açıklanan maddelerinin 5237 sayılı TCK 7. ve 5252 sayılı kanunun 9. maddeleri uyarınca müvekkil lehine olan hükümlerinin uygulanarak,
i)kusur(kasıt veya taksir) aranmaksızın görülen davanın, yeni kanunun getirdiği kusur sorumluluğu esasına göre yeniden görülmesi,
ii)çek bedeli kadar adli para cezası yerine gün/para esasına göre ceza tayin edilerek lehe olan hafifletici hükümlerin ve ödeme kolaylıklarının dikkate alınmasını,
iii)5941 sayılı Yeni Çek Kanunu’nun 1. madde 2. fıkrasında yer alan ‘’bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler uygulanır” hükmünün bu davada da uygulanmasının sağlanmasını ve neticeten müvekkil hakkında verilen ceza hükmünün infazının durdurularak müvekkilin durumunun 5237 sayılı kanun hükümlerine göre yeniden değerlendirilip bir karar verilmesini,saygıyla bilvekale arz ve talep ederim.09.03.2011
Hükümlü vekili
Av. Ertuğrul Kıvanç Koç

Uyarlama Red Kararına, Tekrar Başvuru Hakkı

5941 Saylı Kanun Yürürlüğe girmesi nedeniyle Uyarlama taleplerine 3167 sayılı çek kanunu daha lehe gerekçesiyle red edilen talepler, Anayasa Mahkemesinin verdiği karar gerekçe gösterilerek yeniden başvuru yapılabilinecektir. Anayasa mahkemesinin Kararlarına uymak Anayasal Zorunlulıktur. Şimdiye kadar uyarlama yargılaması talebinde bulunmayanlar bu dilekçe ilede başvurabilirler.
Dilekçe örneği Aşağıdadır.http://www.karacabeyblog.com/wp-content/uploads/2009/01/danistay1.jpg

.....ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE
(ŞEHİR)
ESAS NO :
KARAR NO :
(Sanık) :
KONUSU : Uyarlama yargılaması yapılarak lehe kanunun uygulanarak durumumun yeniden değerlendirilerek bir karar verilmesidir
İZAHI:
..../..../.20.. tarihinde yukarıda numarası belirtilen dosyaya konu “karşılıksız çek keşide etme” suçundan adli para cezasına mahkum edildim. 5941 sayılı çek kanunun yürürlüğe girmesiyle tarafımdan yapılan uyarlama yargılama talebim 3167 sayılı çek kanunu daha lehe gerekçesiyle red edilmiştir.

         Anayasa Mahkemesi 2.6.2011 Karar Günlü 2009/28 Esas Sayılı 2011/87 Karar Sayılı kararında Çekin muhatap bankaya ibrazında karşılıksız olduğunun anlaşılması halinde banka hamile ibraz tarihi itibarıyla 435 TL kanunen ödeme yapmak zorundadır. 5941 sayılı Çek Kanunu’nda da hükmedilecek adlî para cezası, çek bedelinin karşılıksız kalan miktarından az olamaz” denilerek yaptırıma bağlanmıştır. Yeni Yasayla getirilen ve lehe düzenleme şeklinde değerlendirilecek olan en önemli değişiklik sanığa verilecek ceza miktarıyla ilgilidir. 3167 sayılı Yasa’da para cezası çek bedeli iken; yeni Yasa’da bu miktar düşürülmüş ve çekin karşılıksız kalan kısmı ile sınırlandırılmıştır.
Yukarıda anılan önceki ve yeni yasa kuralları göz önüne alındığında, 5941 sayılı Yasa sanık lehine olduğu kararına varılmıştır. Anayasa mahkemesi Kararlarına uymak Anayasal zorunluluktur. Keza Yargıtay 10.C.D. sinin 11.01.2011 Tarih 2010/5764 Esas 2011/235 Karar sayılı içtihatıda aynı doğrultudadır.

NETİCE VE TALEP:
Yukarıda arz olunan nedenlerle:
Uyarlama talebimizin kabulüyle dosyanın yeniden ele alınmasına ve 5941 sayılı Yeni Çek Kanunu’nun yukarıda açıklanan maddelerinin 5237 sayılı TCK 7. ve 5252 sayılı kanunun 9. maddeleri uyarınca lehime olan hükümlerinin uygulanararak 5941 sayılı yasaya göre uyarlanması talebi sonucunda verilen kararın mahkeme kararı niteliğinde olması nedeniyle esas hükümle birlikte temyiz davasının konusunu oluşturduğunun dikkate alınarak bir karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederim..../.../2011
Sanık

AVUKATLAR -Avukat Haberleri

AVUKATLAR 

http://www.sincanesnaf.com/upload/29539126.jpg

Öncelikle bizim beklentimiz, kişilerin kendi dava dosyalarını, kendilerinin takip etmesi ve bu konuda istedikleri bilgi, dilekçe örneği gibi ne isteniyorsa kendilerine bilgimiz dahilinde site yönetimi olarak yardımcı olmaya hazır olduğumuzu bilmenizi isteriz..
Fakat yinede dava dosyalarını, uyarlama yargılamaları için profesyonel yardım almak isteyen ve tüm bu dava sürecini Avukatları Aracılığı ile takip etmek isteyen Arkadaşlarımız veya yakalanması çıkmış Adliyeye gidemez durumda olan arkadaşlarımız için önerecreğimiz isimler çek kanunu mevzuatında birikime sahip deneyimli Avukatlardır.

Site olarak tavsiyemiz, kişilerin davalarını kendilerinin takip etmesidir, nihayetinde Avukatlar sizin vekilinizdir. Asıl olan sizsiniz. Bu nedenle Duruşmalara katılmanız, ifade vermeniz kısaca davalarınızın akibetini takip etmeniz çok önemlidir. Borç ilişkisinden doğan bu ceza sisteminde Hakim ve Savcılarımız ne alacaklıdan nede borçludan yanadırlar, yoğun iş yükleri nedeniyle itirazda bulunduğunuz konularda dilekçenizde sunmuş olduğunuz hususlara bakmaktadırlar,, yasal haklarınızı kullanabilmeniz için sunacağınız dilekçeler çok önemlidir. Bu konuda açıklayıcı bilgilere, sitemizde olabildiğince yer verilmiştir, Dilekçeler, içtihatlar ve Mahkeme kararlarını dikkatlice inceleyiniz.

Bu sayede zaten mali durumları sarsılmış olan sizler için, vekil vs gibi ek masraflara girmemiş olur bu masrafları temel ihtiyaçlarınızı karşılama veya borç ödemek gibi konularda kullanabilirsiniz. Aklınıza takılan konularda site iletişimle çekinmeden irtibata geçebilirsiniz.
Fakat yinede Profesyonel Yardım almak davalarını vekilleri aracılığı takip etmek isteyen Arkadaşlarımız, sitemizle irtibat kurabilirler.